Lex & Capital

İcra Uygulamalarındaki Uzun Süreler Üzerine Bakışlar

Lex & Capital//6 dk

Her ferdin emeği ve çalışması ile elde ettiği ve uhdesinde tuttuğu mülkiyetin ve bu mülkiyet üzerindeki tabii tasarruf hakkının korunması hukuki bir gerekliliktir. Mülkiyet hakkının hukuki güvence altına alınması meselesi toplumsal sözleşmenin asıl sebebi ve aynı zamanda en önemli sonuçlarından biridir. Her fert ortak bir güven, sükun ve istikrar ortamında yaşamak arzusu ile iş bu toplumsal sözleşmenin bir tarafı olmakla ancak toplumun bir parçası olmaktadır. Dolayısıyla kadimden bu yana hukuk tam olarak burada devreye girmekte, toplumun birlikteliğinin, istikrar ve idaresinin temel unsuru niteliğini taşımaktadır.

Hukukun bir alanı olan icra hukuku, iş bu yukarıda tarafımızca bahis olunan mülkiyet hakkının somut hukuki hayattaki yansımasıdır ve doğası gereği hukuk düzeninin tabiri caiz ise son aşaması, hukuk düzeninin etkinliğini, güvenilirliğini, kabiliyetini sınayan niteliği haizdir. Bir alacak, mali değer yada mülkiyet hukukun korumacı ve zorlayıcı gücü olmadan çoğu zaman soyut, kağıt üzerinde kalabilir.

İcra hukuku hem alacaklının, hem borçlunun ve olası diğer tarafların haklarını gözetmek için vardır.

Teorik olarak icra hukuku hem alacaklının borçlunun uhdesindeki mal üzerindeki olası müdahalesini sınırsız bırakmayarak ölçülülük ve adil denge gibi hukuki ilkeleri korumakla bir yandan da alacaklının haklarını koruyarak tarafları hukuk dengesi garantisi altına almayı ilke edinir.

Ancak ve ancak iş bu yazının konusu bu teorik hedef ve ilkelerin pratikte karşılaştığı zorluklar ve doğabilecek olası zararların tespiti ile özellikle süre bakımından icra hukuku pratiklerinin piyasa üzerine etkileri üzerine bakışlardan oluşmaktadır.

1) Uzayan Hukuki Süreçlerinin Piyasa Etkileri:

Türkiye’de artık ne yazık ki kanıksanmış olan yavaş işleyen yargı süreçlerinin oluşturduğu problemin ciddiyetini gözlemleyebileceğimiz başlıca alan icra hukuku pratikleridir. Hukuk sadece var olan bir hakkı koruyan mekanizma değil aynı zamanda o hakkı makul sürede korumakla mükelleftir. Süreçlerin uzaması pratikte alacaklının hakkında bir “erime” etkisi yaratır. Özellikle ekonomik dalgalanmaların, enflasyonun oynak olduğu, ne yazık ki ülkemizin sıklıkla yaşadığı ticari ön görülemezliğin yoğun olduğu dönemlerde, geç tahsil edilen bir alacak, nominal değer olarak varlığını kağıt üzerinde korusa bile reel değerini önemli ölçüde kaybedebilir. Böylelikle ekonometri pratiğinde kolayca rakamsal ifadesi mümkün olmayan başka bir denklem ticari ve sosyal hayata kazandırılmış olur.

Şüphesiz ki ticari hayatın ön görülemez olması yerli ve yabancı yatırımın başlıca problemi olmakla iktisadi terakkinin baş düşmanıdır. Özellikle alacaklı açısından hukuk mekanizmasının etkin bir çözüm üretemediği düzlemde, ekonomik ilişkilerde alternatif, bazen de ne yazık ki gayriresmî çözüm arayışları ortaya çıkması garip karşılanmamalıdır. Bu süreç hukuk devletinin temel işlevlerinden biri olan uyuşmazlıkları yargı yoluyla çözme gayesini doğrudan baltalamaktadır. Ve yine resmi alacaklarını tahsil edemediğinden bahisle iflas yolunu aralayan nice alacaklı gerçek kişi ve firma örneği vardır.

OECD raporuna dayalı verileri uyarınca Türkiye’de 2010’larda yargıya güven oranı düşüş eğiliminde olup 2022’de %33 civarına kadar gerilemiştir; bu da hukukun etkinliği ve öngörülebilirliği konusundaki algı sorununa işaret etmektedir.

Yine öte yandan kısa vadede uzun yargı süreçleri borçlu açısından bir müddet, bir zaman yaratsa da uzun vadede faiz, masraf ve takip süreci borçların yönetilemez bir hal almasına da yol açabilir.

2) İcra Hukuk Mahkemeleri’nde Yargılama Süreleri

Doğrudan uygulamada karşılaştığımız bir örneklendirme sunmak gerekirse, icra takibine borçlunun itirazı dolayısı ile alacaklı yanca açılan itirazın iptali davalarının bugün İstanbul’da bir yılı aşan sürelere yayılması, icra hukukunun etkinliğini doğrudan zedeleyen büyük bir yapısal soruna işaret etmektedir.

Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru kararlarında “makul sürede yargılanma hakkı”nı, adil yargılanma hakkının ayrılmaz bir unsuru olarak değerlendirmekte ve yargılamalardaki gereksiz rötarlara mahal verilmeksizin sonuçlandırılması gerektiğini içtihat altına almaktadır.

Bugün elimizdeki UYAP verileri ışığında Türkiye’de 24-25 milyon icra ve iflas dosyası olduğunu bunun en az 6-7 milyonluk kısmının salt İstanbul’da olduğunu tahmin ediyoruz. İş bu dosya yoğunluğu, icra daireleri ve icra hukuk mahkemeleri üzerindeki iş yükünü ciddi ölçüde artırmakta; tebligat, haciz ve yargılama süreçlerinde gecikmelere yol açarak icra hukukunun sürat ve etkinlik üzerine kurulu yapısı ile uygulama arasındaki uyumsuzluğu daha görünür hale getirmektedir. Öte yandan pratikte özellikle icra dairelerinde yaşanan sorunlar meslektaşlarımızın ne yazık ki kanıksadığı ancak doğrudan uygulamayı kilitleyen meselelerdir. Doğrudan pratik bir örnek vermek gerekirse bugün İstanbul İcra Daireleri’nde sistemden yahut elden sunulan herhangi bir evrakın işleme alınması ancak ve ancak şahsen icra dairesine gidilmek sureti ile ısrarlı bir takibe bağlıdır. Alacaklı vekili sıfatı ile sunmuş olduğumuz talep dilekçelerimizin günlerce işleme alınmaması hukuki bir ayıptır.

Borçlunun itirazı ile duran takip, alacaklının hakkını ancak bu davanın sonuçlanmasıyla yeniden işler hale getirebilmekte; bu süreçte alacak fiilen “askıda” kalmaktadır. Özellikle enflasyonist ortamlarda bu gecikme, alacağın reel değerinde ciddi kayıplara yol açarken, alacaklının iktisadi programını ve likidite yönetimini de doğrudan baltalamaktadır. Yine yargılama süresinin uzaması, usul ekonomisi ve makul sürede yargılanma ilkelerinin doğrudan ihlali niteliğini haizdir; icra hukukunun hızlı ve etkili bir tahsil mekanizması olma niteliğini zayıflatmaktadır.

3) Çözüm Önerileri

Müvekkillerine hızlı, kati çözümler sunabilmeyi kendine bir meslek şiarı edinmiş büromuz, etkin avukatlık hizmetlerinin hukuk pratiğinde bir zorunluluk olduğu görüş ve kanaatindedir.

İcra daireleri nezdinde yapılacak denetimlerin arttırılması icra hukuku pratiğinde bugün bir şarttır.

Özellikle başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlerde icra dairelerinin sayısının artırılması ve personelin niteliğinin ve niceliğinin arttırılması kişi ve dosya başına düşen iş yükünü azaltarak tüm sürecin daha hızlı yürütülmesine katkı sağlayacaktır.

Bununla birlikte, icra daireleri içinde uzmanlaşmaya, salt nicel bir büyümeden ziyade niteliğe dayalı bir iş bölümü oluşturulması, belirli dosya türlerinde işlemlerin daha etkin ve sonuç odaklı yürütülmesini mümkün kılabilir.

Özellikle belirtmek istediğimiz hususların başlıcası usule ilişkin olarak ise, özellikle icra takibini durduran mekanizmaların yeniden değerlendirilmesi artık büyük bir gerektir. Salt bir itiraz ediyorum beyanı ile duran takipler icra hukukunun ruhuna ve ilkelerine aykırıdır.

Bu bağlamda, itiraz sisteminin kötüye kullanımını önleyici düzenlemeler ve açıkça dayanaktan yoksun itirazların daha hızlı bertaraf edilmesine yönelik çözüm yollarına büyük bir ihtiyaç vardır. Aynı şekilde, itirazın iptali davalarında basitleştirilmiş yargılama usullerinin daha etkin uygulanması, yargılama sürelerinin kısaltılmasına katkı sağlayabilir.

Geç gelen adalet, adalet değildir.

CGR

Bu yazı 22 Temmuz 2026 tarihinde yayımlandı.

YazarM. Çağrı Cangir